Ergenlik dönemi, ergenlikte fizyolojik, cinsel gelişim üzerine

Birey, çocukluğundan yaşlılığına kadar gelişen yaşam çizgisi üzerinde birbirinden farklı gelişim dönemlerinden geçer ve bu dönemler içerisinde birbiriyle aynı olmayan fizyolojik ve psikolojik bazı özellikler gösterir. Bu bağlamda yaşam çizgisini dikkate alarak bireyin hayatını genel hatlarıyla; çocukluk, ergenlik/ gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi ana gelişim dönemlerine ayırarak incelemek mümkündür. Ancak genel olarak böyle bir sınıflama yapılmasına rağmen inceleme konusu “insan” olunca, sözü edilen gelişim periyotlarının -başlangıç ve bitiş anlamında- kesin olarak yaş sınırlamasını yapmak oldukça güçtür. Fakat bilimsel çalışmaların getirdiği zorunluluk nedeniyle özellikle gelişim psikolojisi alanında yapılan çalışmalarda, bu bağlamda gelişim dönemleriyle ilgili her bir dönemin kendi çinde aynı olmasa da birbirine yakın yaş sınırlamaları yapılmıştır.

Ergenlik dönemi, değişik açılardan ele alınıp incelenebilir. Yapılan çalışmalarda ergenliğe, fizyolojik gelişim, toplumsal etkiler, ekonomik kararlılık ya da duygusal gelişim gibi farklı boyutlardan yaklaşılmış ve genellikle söz konusu dönem, fizyolojik olgunlaşmayı da içeren bir yaklaşımlar bileşimi olarak ele alınmıştır.

Öte yandan konuya tarihsel bir perspektiften bakıldığında, geçmiş yüzyıllarda ilkel anlamdaki tarımsal ve kentsel kültürlerde, erken yaşlardan itibaren gençlerin katkısına gereksinim duyulduğu için birey, bugün ergenlik olarak adlandırılan bu dönem öncesi çocukluktan başlayarak, hiç ara vermeden yetişkinlik dönemi sorumluluklarını yüklenmek durumunda kalmıştır. Bunun yanı sıra söz konusu kültürlerde kısa yaşam süreleri kadar, ekonomik ve toplumsal baskı gibi faktörler de, yetişkinlik sorumluluğuna ilişkin yaşı aşağıya doğru çekmiştir. Ancak sanayileşmeyle birlikte yaşam kalitesinin ve süresinin giderek artması sonucu, teknolojik ve endüstriyel gelişimler ve demografik artışlar nedeniyle artık gençlerin katkılarına daha az gereksinim duyulmuş, dolayısıyla söz konusu dönemin ekonomik olarak topluma katkıları giderek önemini yitirmiştir.

Gelecekte toplumların, çocuk edinmeye ve gençlere karşı yaklaşımına ilişkin geliştirecekleri tutumlar, ergenlerin yaşamı üzerinde çok belirgin bir rol oynayacaktır. Bu bağlamda mesleksel ve istihdama ilişkin fırsatlar da, bu kararlardan doğrudan etkilenecektir. Nüfus artışlarına ilave olarak, makineleşme ve otomasyonun büyük oranlarda işsizliğe yol açması dolayısıyla bu oranların giderek artacağı bilinmektedir. Söz konusu durum göz önünde bulundurulduğunda, bugün itibariyle dünyanın endüstrileşmiş ülkelerinde uzatılmış bir ergenlik döneminden söz etmek mümkündür.Yukarıda giriş mahiyetinde tarihsel açıdan kısaca değerlendirilmesi yapılan ergenlik dönemi bu makalede, gelişim psikolojisi açısından çeşitli gelişimsel boyutlarıyla ele alınıp döneme ilişkin genel bir profil çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda ergenlik dönemindeki problem ve çatışmalar, birbirinden oldukça farklı bir karakteristik muhteva içerir. Örneğin, ergenlik dönemindeki bireyin, fizyolojik anlamda cinsel özelliklerinde, vücut hatlarında ve cinsel ilgilerinde; sosyolojik anlamda toplumsal rollerinde ve bağımsızlık isteklerinde; bilişsel anlamda zihinsel gelişimlerinde ve öz/benlik kavramlarında önemli ve çoğu kez de kendilerini rahatsız edici değişikliklerin gerçekleştiğini söylemek mümkündür.2 Zaten modern ergenlik psikolojisinin babası olarak kabul edilen G. Stanley Hall de ergenlik dönemini kısaca, “fırtınalı ve stresli” bir dönem olarak tanımlar.3 Bu bağlamda makalenin
amacı, gelişim psikolojisi ekseninde ergenlik dönemini genel özellikleriyle betimlemeye çalışmaktır.

Ergenlik Dönemi Nedir?
Ergenlik, bireyin gelişim süreci içerisinde çocukluk döneminin bitişiyle beraber sözü edilen dönemin başlangıcından fizyolojik olarak erişkinliğe ulaşıncaya kadar geçen bir gelişim dönemidir. Bu dönem, fizyolojik anlamda kızlarda adetle ve göğüslerin büyümesiyle; erkeklerde ise yüzde kılların çıkması ve sesin kalınlaşmasıyla başlayan genel olarak da 13-22 yaşlar arasını kapsayan bir gelişim dönemidir.4 Öte yandan ergenlik dönemi, bulûğ çağına erme sebebiyle biyopsikolojik bakımdan çocukluğun sona ermesiyle, toplumsal yaşamda sorumluluk alma dönemi olan yetişkinlik döneminin başlangıcı arasında kalan bir gelişim süreci olarak da tanımlanabilir. Unesco’nun tanımına göre ise; bireyin, öğrenim gördüğü ve hayatını kazanmaya çalıştığı için ekonomik bağımsızlığına kavuşamadığı ve medenî durum olarak da evli olmadığı bir gelişim dönemdir. Ergenlik dönemi, Unesco’nun sözü edilen bu tanımlamasında 15-25 yaşları arasında gösterilirken, Birleşmiş Milletler’in tanımında ise 12-25 yaşları arasında değerlendirilmiştir.Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda, dönemle ilgili yaş sınırlaması bazı küçük farklılıklar göstererek değişik şekillerde sınıflandırılmıştır.

Ergenlik Döneminde Fizyolojik ve Cinsel Gelişim
Biyolojik anlamda fiziksel ve cinsel gelişim açısından ergenlik, çocukluk döneminin olgunlaşmamış durumundan yetişkinlik döneminin cinsel olgunluğuna bir geçiş dönemidir. Üreme sistemindeki bu olgunlaşmaya, ergenlerin ikincil cinsiyet karakterlerindeki değişmeler de eşlik eder. Ergenlik dönemde, cinsler arasındaki cinsiyet değişiminden dolayı meydana gelen farklar, başka hiçbir gelişim döneminde
bu kadar belirgin değildir.10 Bu bağlamda cinsel içerikli biyolojik gelişmelerin yanı sıra; kızlarda adet görme, göğüslerin büyümesi ve kalçaların genişlemesi, erkeklerde ise sesin kalınlaşması, bıyık ve sakalların çıkmaya başlaması gibi cinsel içerikli fizyolojik gelişmelerde görülür.11 Öte yandan dönemi belirlemede yaş faktörü de önemlidir. Kızlar, erkeklere göre genel olarak yaklaşık iki yıl daha önce buluğ çağına girebilir ve erkeklere göre daha kısa sürede cinsel olgunluğa erişebilirler.Öte yandan fiziksel anlamda boy artış hızının en yüksek olduğu yaşlar ise, kızlar için 11-12, erkekler için 13-15 yaşları arasıdır.12 Ergenlikte bedensel büyümenin en hızlı olduğu bu duruma ‘Büyüme Hızı Doruğu (BHD)’ denilir. Söz konusu dönemde ergen, yetişkinlik döneminde alacağı boyun %80’ine ulaşır.

Fizyolojik anlamda ergenlik süreci içerisinde büyüme ve gelişme ile ilgili en yoğun yaşantıların olduğu yaşlar genel olarak 12-16 yaşları arasıdır. Bu dönemde ergen, içinde yaşadığı kültürün ideal vücut olarak sunduğu modelin etkisi altında kalarak beden imgesi14 kazanma sürecini yaşar. Bu anlamda, ideal vücut ölçüleri aile, arkadaş grubu ve toplum tarafından belirlenir. Ayrıca, televizyondaki reklamlarda
tavsiye edilen vücut ölçüleri ve tanınmış sanatçıların tipleri de ergenin bu ideal beden imgesini etkileyen faktörler arasında değerlendirilebilir. Türkiye’de, ergenlerdeki benlik imgesi ile benlik saygısı arasındaki ilişkiyi konu alan bir alan araştırmasında; ergenlerin, beden memnuniyeti ile benlik saygıları arasında bir ilişki olduğu, buna bağlı olarak beden imgelerine ilişkin geliştirdikleri olumsuz düşüncelerin, benlik saygılarında bir azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir.15 Konuya genel olarak bakıldığında, cinsiyet rolünün belirginleşmesinde ergenin içinde yaşadığı kültür ve toplumun önemli ölçüde belirleyici bir rol oynadığı söylenebilir.

Ergenlik Döneminde Duygusal Gelişim
Ergenlerdeki duygusal gelişim ve değişim konusunda dikkati çeken ilk noktanın, duyguların yoğunluğundaki artış ve istikrarsızlık olduğunu söylemek mümkündür. Bu bağlamda söz konusu duygusal dalgalanmalar; karşı cinse âşık olma, mahcûbiyet ve çekingenlik, aşırı hayâl kurma, tedirginlik ve huzursuzluk, yalnız kalma isteği, çalışmaya karşı isteksizlik ve çabuk heyecanlanma gibi duygulanım durumlardır. Bu anlamda ergenlik çağındaki gençlerle ilgili yapılan alan araştırmalarında, ergenlerin duygusal problemlerinin; bulundukları yaş gruplarına, okula devam edip etmemelerine, ailenin geliştirdiği tutumlarına, ergenlerin sahip oldukları bireysel zekalarına ve çevreleri tarafından kabul edilme derecelerine göre değişiklik gösterdiği tespit edilmiştir (ayrıca bkz. Şekil-2). Öte yandan yine konuyla ilgili yapılan araştırmalarda ergenlerin, en çok gelecekle ilgili kaygılar taşıdıkları; eğitim gören ergenlerdeki bu kaygılarının muhtevasının istedikleri okula gidip gidemeyecekleri ve istedikleri mesleği yapıp-yapamayacakları gibi içeriğe sahip olduğu saptanmıştır.

Yorumlar

Somut İşlemler Döneminde Sınıflama, Sıralama Ve Geçişlilik

Sınıflama:

Nesneleri belli bir ortak özelliğe göre (renk, büyüklük-küçüklük, cins vb.) gruplara ayırma yeteneğine sınıflama denir (sınıflama yapılırken “kavram” oluşturmanın da geliştiğine dikkat ediniz). Okul çağı çocukları daha somut işlemler döneminin başında objeleri ortak özelliklerine göre gruplama yeteneği kazanırlar. Sarı, kırmızı ve beyaz toplar, kırmızı, mavi küpler ve sarı, kırmızı bloklardan oluşan bir yığından objeleri kırmızılar (kırmızı toplar, kırmızı küpler ve kırmızı bloklar) ve diğerleri olarak ayırabilirler. Farklı renkte oyuncak grupları oluşturabilirler. Ayrıca topları veya küpleri renklerine göre gruplayabilirler. Renkli blokları, renklerinin dışında büyük-küçük olarak gruplayabilirler.

Sıralama:

Somut işlemler döneminin başında çocuklar sıralama yeteneği kazanırlar. Sıralama, aralarında hiyerarşik bir ilişki bulunan bir kümeyi aralarındaki ilişkiyi dikkate alarak düzenleme işlemidir. Okul çağı çocukları, daha ilkokulun ilk yılında nesneleri küçükten büyüğe doğru sıralayabilirler. Kendilerine verilen
5 farklı boyuttaki çubukları sıra atlamadan hiyerarşik olarak sıralayabilirler (küçükten büyüğe veya büyükten küçüğe doğru). Bu beceri işlemöncesi çocuklarında yoktur. Somut işlemler dönemi çocuklarının sıralama yeteneği somut durumlarla sınırlıdır. Soyut sıralamaları yapamazlar.

Geçişlilik:

Geçişlilik zihinsel gelişimin hem korunumu hem de sıralama süreciyle ilişkilidir. Geçişlilik yeteneğinin kazanılması nesneler arasındaki daha önceki ilişkiyi bilerek, korunum ve sıralama yeteneğinden yararlanarak, yeni bir ilişkinin kurulmasıdır. Şöyle bir deneme yapalım. Volkan 7 yaşındadır ve ilköğretim 1. sınıfa başlayalı 2-3 ay olmuştur. Elimizde 20 cm’lik beyaz, 40 cm’lik mavi ve 75 cm’lik kırmızı tahta bloklar var. Volkan’a önce beyaz blokun kırmızı bloktan kısa olduğunu gösterelim. Sonra mavi blokun kırmızı bloktan kısa olduğunu gösterelim. Daha sonra beyaz ve mavi blokları yan yana getirmeden hangisinin daha uzun olduğunu soralım. Volkan diğer karşılaştırmaları dikkate alarak mavi blokun beyazdan uzun olduğunu söyleyebilir.

Ancak Volkan kendisine soyut olarak sorulacak şu soruda zorlanacaktır. “Ali, Ömer’den yaşlıdır.Volkan Ali’den yaşlı, Cem’den küçüktür.” Bu grupta en yaşlı öğrenci hangisidir? Volkan kendisine soyutolarak verilen bu tür problemleri somut işlemler döneminin sonuna doğru (11 yaş ve sonrası) cevaplayabilir.

Somut işlemler döneminde, tersine çevrilebilirlik, korunum, sınıflama, sıralama ve geçişlilik gibi zihinsel becerilerin gelişmesi okulçağı çocuklarda sayma ve birebir karşılama becerilerinin gelişimini de olumlu yönde etkiler.

Somut işlemler döneminde çocuklar nesneleri sayı sırası atlamadan doğru olarak sayabilirler.Belli sayıdaki bir bütünden daha küçük bir bölümü sayarak çıkarabilirler. Kalan kısmı tekrar sayarak numaralandırabilir (Toplama ve çıkarmanın temeli). Grupları sayarak “daha az” veya “daha çok” şeklinde
karşılaştırabilirler.

İşlemöncesi dönemdeki çocuklar, iki nesne grubundaki elemanların eşit ya da eşit olmadığını fiziksel olarak birebir karşılık arayarak karşılaştırırlar. Yani 10 elmanın 10 portakala eşit olup olmadığı her bir elmayı bir portakal karşılıyorsa eşittir. (Bu dönem çocukları bu işlemi elmaları ve portakalları
karşılıklı dizerek karşılaştırırlar). Dizilerden birinin hafifçe uzatılması çocukların zihinlerini karıştırır. Somut işlemler dönemi çocukları fiziksel bir karşılaştırmaya gerek duymadan kümeleri sayarak karşılaştırabilirler. Bu işlemler sonucu daha fazla, az, daha az, çok gibi çıkarsamaları kolayca yapabilirler. (bkz. Cüceloğlu. D., İnsan ve Davranışı.)
Somut İşlemler Döneminde Benmerkezlilik

Bilindiği gibi burada benmerkezlilik kavramı, bencillik ve kendiyle aşırı ilgilenme anlamında kullanılmamaktadır. Benmerkezlilik, belli bir duruma ilişkin algılama ve düşünme biçimini ifade etmektedir. Örneğin 4 yaşındaki Ali sütü sevmemektedir. Ali bütün çocukların sütü sevmediğini düşünür.Ali’ye göre süt sevilebilecek bir şey değildir. Ayrıca Ali kendisinin şahit olduğu bir olayı, olayı bilmeyen annesine anlatırken, “O bana bağırdı” ifadesinde “O” ile kastettiği kişiyi annesinin bildiğini düşünür.

Somut işlemler dönemindeki çocuklar işlemöncesi çocuklarına göre daha az benmerkezli davranırlar. 9-10 yaşlarındaki çocukların sözlü iletişimlerine dikkat edildiğinde karşısındakini dinlediği ve karşısındakinin düşüncelerini ve duygularını dikkate aldıkları gözlenir. 10 yaşındaki çocukların çevrelerinin beklentilerine, niyetlerine ve düşüncelerine karşı daha ilgilidirler. Kendileri farklı düşünseler bile beklentiler doğrultusunda davranıyormuş gibi görünürler. Bu davranış bir tür “rol oynama”dır ve sosyalleşmenin belirtisidir.

Kaynak Bağlantı: Somut İşlemler Döneminde Sınıflama, Sıralama Ve Geçişlilik

Yorumlar

Ergenlerde Bilişsel Gelişim

Ergenlerde Bilişsel Gelişim

Ergenlik döneminde en önemli gelişmelerden biri de ergenin düşünme biçiminde meydana gelir. Ergenin düşünme biçimindeki değişme, kişilerarası ilişkilerini, değerlerini, sorunlara bakış açısını, dünyaya bakışını, problem çözerken izlediği süreçleri etkiler. Çünkü ergen soyut düşünebilme yeteneği kazanır. Varolan halihazırdaki durumun dışında gelecekle ilgili varolmayan durumla ilgili akıl yürütebilir.Ergenlerin düşünme biçimlerini inceleyen araştırmalardan biri de J. Piagettir. Piaget’in ergenlerde bilişsel gelişimle ilgili düşünceleri aşağıda özetlenmiştir.

Piaget: Soyut İşlemler Dönemi

Piaget’e göre; soyut işlemler dönemi insan düşüncesinin dört gelişim evresinin sonucudur. Soyut düşünebilme yeteneği, 11-12 yaşlarda kazanılmaya başlanır. 14-15 yaşlarında bir kararlılığa ulaşır ve 16 yaşın son da tamamlanır. Piaget (1974), soyut işlem düşüncesini şöyle tanımlamıştır. “somut olandan,
burada olmayana ve geleceğe yönelik ilgi doğrultusunda kurtulma. Bu, büyük düşüncelerin ve kuramların başlama çağı, aynı zamanda şimdiki gerçekliğe uyum sağlamanın zamanıdır” (Bulunduğu kaynak: Onur, 1993).

Somut işlemler döneminde çocuk kendine soyut olarak verilen problemleri çözemezken bu dönemde zihninden işlemler yaparak problemleri çözmeye başlar (geçişlilik konusunu hatırlayınız).Fiziksel nesneler yerine sözcükler, kavramlar kullanarak bunları birbirleriyle kıyaslayabilir, gruplar oluşturabilir. Elde ettiği grupları bozarak başka bir özellik açısından yeni gruplar oluşturabilir. Olasılığa dayalı akıl yürüterek bir duruma ilişkin farklı sonuçlara ulaşabilir.

Soyut işlemler dönemindeki ergenlerin en önemli düşünme özelliklerden birisi de hipotetik düşünebilme yeteneğidir. Bu dönemde ergenler bir durumu belirleyen birden fazla değişkenin (neden) olabileceğini düşünebilirler. Dolayısıyla durumu etkileyebilecek değişkenlerle ilgili denenceler geliştirerek
bu denenceleri sistemli olarak deneyebilirler. Olasılığa dayalı bu düşüne biçimine “kombinasyonel birleştirmeci düşünme” denilmektedir.

Örneğin, Piaget ve Inhel (1969), çocuklara bir sarkacın salınım hızının neye bağlı olduğunu sormuşlardır. Soyut işlemler dönemine kadar çocuklar, salınımı etkileyebilecek ipin uzunluğu, sarkacın ağırlığı ve uygulanan kuvvet değişkenlerini birbirinden soyutlayamamaktadırlar. Soyut işlemler dönemindeki çocuklar değişkenlerden ikisini sabit tutarak (uzunluk ve ağırlık) üçüncü değişkeni değiştirerek (uygulanan kuvvet) sistemli denemeler yapabilmektedirler. Bu düşünme biçimi bilimsel düşünmenin özünü oluşturur. Dolayısıyla ergenler tümdengelim ve tümevarım mantığını kullanarak yeni sonuçlara ulaşabilirler.

Ergenlik döneminin başında ön ergenlerde görelilik düşüncesi gelişmeye başlar. Görelilik kişiye, yere, zamana ve diğer çevresel şartlara göre değişebilen durumlardır. Yani duruma bakış açınıza göre değerlendirmeniz değişir. Somut işlemler döneminde bir durumla ilgili “bir doğru” varken, soyut işlemler
döneminde farklı bakış açılarına göre farklı “doğrular” olabileceği düşünülebilir. Bu durum diğer bir anlamda “egosantrik düşünce”den uzaklaşmadır. Göreli düşünebilme yeteneğinin kazanılması ergenlerde “egosantrik-benmerkezli” düşünmenin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine özel bir anlam kazanır (ergen benmerkezliliği ayrıca ele alınacaktır).

Göreli düşünme diğerlerinin bakış açısından olaya bakabilmeyi de içerir. Okul çağı çocukları yer tanımlarken kendi bilgilerini referans alırlar (“Sağa dönünce biraz yürü, mavi boyalı evi geçince sola dön”. Kimin sağına göre dönülecek. Ayrıca o kişi mavi boyalı evi biliyormuş gibi tarif edilir). Soyut
işlemler döneminde karşıdaki kişinin durumu dikkate alınarak tanımlama yapılır.

Piaget’in Görüşü ile ilgili Eleştiriler

Piaget’e göre, soyut düşünme yeteneğinin kazanılmasıyla bilişsel gelişim tamamlanır, çünkü soyut düşünme yetişkinin düşünme biçimidir. Burada şu soru akla gelmektedir “herkes soyut düşünme yeteneği kazanır mı?”.

Piaget, açıkça soyut evreye ulaşamamış ergenlerin olabileceğinden sözetmemiştir. Ancak, “özel bir toplumsal çevre bu özelliklerin (soyut düşünme becerilerinin) gerçekleşmesi için vazgeçilmez bir durumdur. Bundan çıkan sonuç, bunların gerçekleşmesinin kültür ve eğitim koşullarının bir işlevi olarak hızlandırılabileceği ya da geciktirilebileceği” ifadesiyle çevresel değişkenlerin soyut düşünme üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir (Onur,1993). Peel (1971) ve Dulit (1972)’in araştırmaları Piaget’in görüşünü desteklemektedir. Bu araştırmalara göre yüksek sosyoekonomik çevredeki ergenler, düşük sosyoekonomik çevredeki ergenlere göre daha erken soyut işlem düşüncesini kazanmaktadırlar.

Gander ve Gardiner (1981)’in Dowaltson (1979) ve Ashton (1975)’dan aktardığına göre herkes soyut işlem düşüncesine ulaşamamaktadır. Bu araştırmalar çeşitli kültür ve bu kültürlerle ilgili alt kültürlerde yürütülmüştür. Araştırma sonuçları soyut işlem düşüncesi daha çok sanayileşmiş toplumlarda
kazanılmaktadır. İlkel toplumlarda çoğunlukla gerçekleşmemektedir.

Ergen Benmerkezliliği

Geriye dönüp, ergenlik dönemimizin ilk yıllarını hatırlamaya çalışınız. Özellikle 15-16 yaşınızdayken “siz ve diğerleri” hakkındaki düşünceniz neydi? Herkesin sizin davranışlarınız ve görüşünüzle ilgilendiğini saplantılı bir şekilde düşündüğünüzü hatırlayabiliyor musunuz?

Ergenlik döneminde, benmerkezli düşünce diğer gelişim dönemlerindekinden farklı biçimde gelişir. Ergenler saplantılı bir şekilde çevresindeki kişilerin (tanıdık veya tanımadık) onların davranışlarıyla, görünümleriyle ve düşünceleriyle sürekli ilgilendiklerini sanırlar. Sanki kendileri bir sahnededir etrafları seyirci kitlesiyle çevrilmiştir. Elkind buna “düşsel seyirciler” demektedir.

Ergenler bu dönemde kıyafetlerine, fiziksel görünümlerine aşırı duyarlıdır. Kıyafetlerinin özellikle akran grubunun tercih ettiği modaya uyması ve onaylanması çok önemlidir. Saçlar, yüzdeki sivilceler aşırı önem kazanır. Ayna karşısında saatler harcanır. Erkekler saçlarını o yılların idol şarkıcısı veya film yıldızınınki gibi kestirir ve tarar. Kızlar aşırı makyaj yaparak, saçlarını tuhaf bir şekilde kestirerek çevrelerinde hayranlık uyandırmaya çalışırlar. Kendileriyle ilgili düşünceleri hayranlıkla nefret arasında gidip gelebilir. Küçük bir sivilce, beğenilmeyen bir burun veya dudak büyük sorun haline gelebilir. Basit hatalı bir davranış “iğrenç” olarak nitelendirilebilir. Birbirleriyle karşılaştıklarında kendisinin diğeri ile ilgili izleniminden çok, diğerinin kendisi hakkındaki düşüncesi önem kazanır.

Elkind’e göre, ergenin kendini sürekli izlenen konumunda görmesi, kendini özel ve biricik hissetmesine neden olur. Bu durum sadece kendinin bildiği ve inandığı bir “mit”tir. Kendisi o kadar özel biridir ki kimse onun kadar sevememiştir. Kimse onun kadar acı çekmemiştir. Hiç kimse ama hiç kimse
onun hissettiklerini hissetmemiştir.

Ergenler 17-18 yaşlarındayken duygularının diğer insanlardan farklı olmadığını ve insanlarında kendisini seyretmek için var olmadığını anlamaya başlar. Rahatlar ve daha gerçekçi bir benlik kavramı geliştirmeye başlar.

Kaynak Bağlantı: Ergenlerde Bilişsel Gelişim

Yorumlar
Sayfa 1 / 11