Burun estetiği veren sağlık kurumları

Burun estetiği bilindiği gibi insanların en çok dikkat çeken vücut parçasıdır.Doğumdan itibaren bütün tramvalara en çok açık olan organdır. Doğuştan veya sonradan olma kazalar dışında bebeklikten itibaren tramvalara açık olduğu için gelişmesi baskıya uğrarBurun estetiği

Günümüzde genetik özelliklerinin naklinden bir çok bir çok kazalar sonucu burunda ciddi değişiklikler meydana gelir. Günümüzde insanların çoğu güzel olmak ister. Burunun güzelliği kadar fonksiyonlarını da yapabilmesidir.Çünkü burun içindeki tüyler vasıtasıyla havayı süzer. Sümük ifrazı ile burundan geçen havadaki toz ve partikülleri yakalar. Burun içinde konka dediğimiz oluşumlar bir kalorifer radyoterü  gibi çalışarak havayı ısıtır.ve geçen havayı nemlendirir. Bu tip ameliyatlara Septo Rhinoplasti denir. Burun estetiği Hasta planlamadan sonra fotoğraf üzerinde veya bilgisayarda hastaya ameliyat sonrası burunun şekli hakkında fikir edinebilir.

Burun ameliyatı genel anestezi altında ya pılır. Çoğunlukla bir-bir buçuk saat civarında süren bir ameliyattır.Burun içine tampon yerleştirilir. (Kavuçuk) direnden hazırlanan borular. Bu borular kapandıktan sonra dördüncü gün hasta tarafından da kolaylıkla çıkartılabilir. Bir hafta burnun üzerinde alçı splint kalır. Çıkartıldıktan sonra yerine 1,2 cm lik mikropar bantlar yapıştırılır. Bir hafta da bu bantlarla kalır. Ameliyattan hemen sonra hastanın burun bölgesine soğuk uygulanması morlukların ve şişmelerin az olmasını sağlar. Burun ameliyatları çoğunlukla kanatılmaz.ve ameliyat sonrası rahatsız eden bir ağrıda olmaz.Kansız ve ağrısız ameliyatlardır.

Plastik Cerrahi Burun Cerrahisi

Yorumlar

Cerrahi müdahale gerektirmeyen lazer hayat kurtarıyor

İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde son 4 yıldır hizmet veren Girişimsel Bronkoskopi Ünitesi’ne yeni alınan Lazer Epilasyon cihazı ile hava yolunu tıkayan bir çok hastalık kısa sürede tedavi ediliyor.Lazer Epilasyon le, akciğer tümörlerine ya da daha önce yapılan solunum yolu müdahalelerine bağlı gelişen hava yolu darlıklarında hastaların kısa sürede rahatlaması sağlanıyor.2005 yılından bu yana faaliyetlerini sürdürdükleri ünitelerine son olarak Lazer Epilasyon cihazını aldıklarını belirten Başhekim Yardımcısı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aydan Mertoğlu, Lazer Epilasyon bronkoskopi cihazlarıyla en sık akciğer kanserlerine bağlı darlıkları ve kanamaları tedavi ettiklerini belirtti. Mertoğlu, “Genellikle hasta genel anestezi altında uyutuluyor, bu nedenle hasta ve hekim açısından konforlu bir işlem süreci var. Bu tedavi ile tümörle tıkanmış solunum yolları açılan hastalar rahat soluk almakta, oksijen desteğine ihtiyaçları kalmamakta, yaşadıkları süreyi daha konforlu geçirmektedirler” dedi.

Bu yöntemin tümörü tamamen yok eden kesin bir tedavi yöntemi olmadığının altını çizen Mertoğlu, “Bronkoskopik girişim tedavinin önemli bir ayağını oluşturmakta, hastaların daha sonra alacakları kemoterapi ve radyoterapi için bir hazırlık oluşturmaktadır” diye konuştu. Daha önce geçirilen solunum yolu müdahalelerine bağlı darlıklarda, ise bu tedavinin kesin çözüm olduğunu, çoğu olguda başka bir tedaviye gerek olmadığını belirten Mertoğlu, “Bu tedavi yöntemi kullanılmadan önce hastalarda acil durumlarda boynun orta kısmına ciltten “trakeostomi” adı verilen soluk borusu deliği açılıyordu. Bu işlem hasta açısından estetik kaygılar yaratıyor, hekim için de enfeksiyon riski ve bakım zorlukları olmasına rağmen hayat kurtarıcı olduğu için tercih ediliyordu” dedi.Türkiye genelinde Lazer Epilasyon tedavisinin uygulandığı ilk eğitim ve araştırma hastanesi olduklarını söyleyen Başhekim Uz. Dr. Ali Kadri Çırak ise, “Bronkoskopik tedaviler hastanemizde yurt içi ve yurt dışında eğitim almış uzmanlar tarafından yapılıyor. İşlem süresi hastadan hastaya değişmekle beraber 5-20 dakikadır, bu kadar kısa bir sürede hemen sonuç alınabilmesi hastalar açısından oldukça önemlidir” dedi.

Yorumlar

Feokromositoma

Feokromositoma; katekolamin salınımına yol açarak paroksismal hipertansiyona sebep olan adrenal medülla tümörüdür. Adrenal medulla dışında oluşan bu tür kromaffin hücre tümörlerine ekstraadrenal feokromositoma veya paraganglioma denir. Ekstraadrenal feokromositomalar karotis cisimciği tümörü, aortik cisimcik tümörü, glomus jugulare tümörü, kemodektoma gibi özel isimler alırlar. Hem adrenal hem de ektraadrenal feokromositomalar (paraganglioma ) aynı klinik tabloyu gösterir.
Feokromositomaların % 90’ ı sporadik olup % 10’ u herediter (familyal) dır. Bütün feokromasitomaların % 10-12’ si maligndir. Familyal geçiş gösteren feokromositomalar genellikle bilateral ve adrenal hiperplazi şeklindedir. Familyal vakalar çok çeşitli sendromların bir komponenti olarak bulunur. Başlıcaları; Multipl Endokrin Neoplazi (MEN) tip 2a ve 2b, von Hippel-Lindau, Sturge-Weber sendromları ve Nörofibromatozis tip I’ dir.
Feokromositomalar nadir rastlanan tümörler olup bütün hipertansiyon sebeplerinin % 0.1’ ini oluşturur. Ancak tedavi ile hipertansiyonun düzelmesi açısından önemlidir. Katekolamin salgılayan tümörler her iki cinste de aynı sıklıkta rastlanır. Çocukluktan yetmişli yaşlara kadar görülebilen tümörlerdir, üçüncü ve dördüncü dekatlarda daha sıktır. Bu grup tümörlerden salgılanan başlıca katekolaminler; noradrenalin, adrenalin, dopamin, L-dihidroksifenilalanin (L-Dopa) dır. Bunların dışında somatostatin, substans-P, -Endorfin, Vazoaktif

bACTH, Nöropeptid Y, Serotonin, Galanin, Nörotensin, intestinal peptid (VIP), Parathormon related peptid (PTH-rp), Enkefalinler, İnsülin, Kolesistokinin, Kromogranin A, İnterlökin-6 (IL-6), Kalsitonin, Gastrin, IGF-II v.b bir çok hormon peptid ve madde de salgılanır.
Konvansiyonel tedaviye dirençli, paroksismal ataklar şeklinde ortaya çıkan, hipertansif ensefalopatiye yol açan malign hipertansiyon vakalarında feokromositoma akla gelmelidir. Hipertansiyon feokromositomanın en çok bilinen ve en sık rastlanan semptomu olup paroksismal- epizodik ataklara katekolamin deşarjına bağlı belirtilerle ortaya çıkar. Vakalardaki hipertansiyon değişik özellikler gösterir, % 60’ ında düzenli hipertansiyon varken % 30-40 kadarında ataklar şeklindedir. Ataklar genellikle ani başlar, birkaç dakikadan saatlere kadar sürebilir. Baş ağrısı, terleme, çarpıntı, tremor, anksiyete v.b. semptomlarla birlikte olup bulantı-kusma, karın ve / veya göğüs ağrısı da görülebilir. Atak sırasında flushing veya solukluk da ortaya çıkar, bu sırada kan şekeri yükselir. Ataklar sonrası hasta halsiz, bitkin ve soluktur. Ataklar arasındaki süreler değişik olup, ataklar sıklaştıkça süre kısalır. Feokromositomada hipertansiyon atakları pozisyon değiştirme, ağır egzersiz, yükseğe çıkma, aşırı yemek yeme, defekasyon-miksiyon, tümörün palpasyonu, eter anestezisi, gebelik, cerrahi müdaheleler, stresler ve çeşitli ilaçlar -blokerler, ganglion bloke ediciler, histamin, tirozin, trisiklikb-metildopa, a( antidepressanlar, fenotiyazinler, ACTH, glukagon v.d) gibi çok değişik faktörlerle provoke olabilir. Hipertansiyondan başka feokromositomada rastlanan klinik belirtiler ve sıklıkları Tablo:7’ de görülmektedir.
Feokromositoma çok şüphelenilen ancak tanısı çok seyrek konulabilen bir hastalıktır. Bu açıdan bir çok durum ve hastalıkla karışır. Hiperadrenerjik esansiyel hipertansiyon, anksiyete atakları , hiperventilasyon sendromu, tirotoksikoz, monoaminooksidaz (MAO) inhibitörleri kullanımı, alkol kesilme sendromu, subaraknoid kanama, aşırı kafein alımı, akut intermittant porfiria, kurşun zehirlenmesi bunlardan bir kaçıdır.
Teşhiste başlıca dikkat edilecek noktalar
• Patognomonik klinik tablo; Paroksismal hipertansiyon atağı
• İdrar katekolaminleri ve metabolitlerinin ölçümü (VMA, Metanefrin)
Vakaların yarısında idrar katekolaminleri artmıştır. Bir kısım hastalarda ise ataklar dışında
katekolaminler normal bulunur. Bu durumda ataklar sırasında 2-4 saat idrar toplamak ve ölçüm
yapmak gerekir. Metabolitlerin normalin iki katı artışı feokromositomayı akla getirmelidir.
Metanefrinin sensitivitesi % 80-85, VMA’nınki ise % 65’ tir. Kandaki katekolaminlerin ölçümü
İdrar metabolitleri kadar anlamlı değildir.
• Teşhis için supresyon ve stimulasyon testleri ancak şüpheli durumlarda ve çok dikkatli yapılmalıdır. Supresyon testlerinde (en önemlisi Phentolamin ve Klonidin testleri) kan basıncında tipik düşme olmalıdır. Stimulasyon testi olarak (nadiren uygulanır) Histamin, Tiramin ve Glukagon (sensitivite ve spesifiteleri en yüksek) testleri kullanılır. Son yıllarda kullanıma giren ve özellikle tümörün büyüklüğü konusunda fikir veren Kromogranin A ölçümünün sensitivite ve spesifitesinin yüksek olduğu bildirilmektedir.
• Tümörün lokalizasyonu: Bu amaçla ultrasonografi, adrenal tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme (MRI) fikir verir. Küçük tümör ve metastazlarda MRI avantajlıdır. 1 cm’den küçük tümörlerde ve ektraadrenal tümörlerde metaiyodobenzilguanidin (MIBG) sintigrafisi yapılabilir. Abdominal aortografi ve vena cava superior ve inferiordan venöz kan örneklemesi yapılması günümüzde kullanılmamaktadır.
Tedavi
Tedavide temel olaya sebep olan tümörün çıkarılmasıdır. Ancak operasyondan önce hasta hazırlanmalıdır. Amaç adrenerjik antagonistlerle kan basıncının kontrol altına alınmasıdır. Bu amaçla -adrenerjik etkili ( uzun süreli) fenoksibenzamin kullanılır. 20-40 mg /günlüka dozlarla başlanıp tansiyon kontrol altına alınana kadar birkaç günde bir 10-20 antagonist Prazosin (1.5-2.5 mgamg arttırılır (maksimum doz 200 mg /gün). a Blokerler (propanolol gibi ) bbaşlanıp 20 mg/güne kadar) de verilebilir. -bloker özellikteki labetolol,b, hem ablokerler verilmeden verilmemelidir. Hem blokajb ve acalvedilol de kullanılabilir. Metastaz yapmış malign tümörlerde -metilparatirozin ), MIBG veayeterli olmaz. Tirozin- hidroksilaz inhibitörleri ( sitotoksinle tedavi (siklofosfamid, vinkristin, dakarbazin v.d.) hastanın durumuna göre denenebilir.
En az iki haftalık tedavilerle kan basıncı kontrol altına alınan uygun vakalarda operasyona geçilir. Operasyon için hastanın kan basıncı iyi monitörize edilmeli ve yeterli sıvı-kan hazır bulundurulmalıdır. Anestezi indüksiyonu ile 5 mg fentolamin IV yapılarak entübasyonla tümörün manipulasyonu sırasındaki ataklar önlenebilir. Aynı zamanda operasyon sırasında ortaya çıkabilecek acil durumlar için IV nitroprussid , lignokain, IV propanolol hazır bulundurulmalıdır. Tümörün çıkarılması ile gelişecek ani hipotansiyon için sıvı ve kan replasmanı yapılır.
FEOKROMOSİTOMA
Feokromositoma; katekolamin salınımına yol açarak paroksismal hipertansiyona sebep olan adrenal medülla tümörüdür. Adrenal medulla dışında oluşan bu tür kromaffin hücre tümörlerine ekstraadrenal feokromositoma veya paraganglioma denir. Ekstraadrenal feokromositomalar karotis cisimciği tümörü, aortik cisimcik tümörü, glomus jugulare tümörü, kemodektoma gibi özel isimler alırlar. Hem adrenal hem de ektraadrenal feokromositomalar (paraganglioma ) aynı klinik tabloyu gösterir.
Feokromositomaların % 90’ ı sporadik olup % 10’ u herediter (familyal) dır. Bütün feokromasitomaların % 10-12’ si maligndir. Familyal geçiş gösteren feokromositomalar genellikle bilateral ve adrenal hiperplazi şeklindedir. Familyal vakalar çok çeşitli sendromların bir komponenti olarak bulunur. Başlıcaları; Multipl Endokrin Neoplazi (MEN) tip 2a ve 2b, von Hippel-Lindau, Sturge-Weber sendromları ve Nörofibromatozis tip I’ dir.
Feokromositomalar nadir rastlanan tümörler olup bütün hipertansiyon sebeplerinin % 0.1’ ini oluşturur. Ancak tedavi ile hipertansiyonun düzelmesi açısından önemlidir. Katekolamin salgılayan tümörler her iki cinste de aynı sıklıkta rastlanır. Çocukluktan yetmişli yaşlara kadar görülebilen tümörlerdir, üçüncü ve dördüncü dekatlarda daha sıktır. Bu grup tümörlerden salgılanan başlıca katekolaminler; noradrenalin, adrenalin, dopamin, L-dihidroksifenilalanin (L-Dopa) dır. Bunların dışında somatostatin, substans-P, -Endorfin, VazoaktifbACTH, Nöropeptid Y, Serotonin, Galanin, Nörotensin, intestinal peptid (VIP), Parathormon related peptid (PTH-rp), Enkefalinler, İnsülin, Kolesistokinin, Kromogranin A, İnterlökin-6 (IL-6), Kalsitonin, Gastrin, IGF-II v.b bir çok hormon peptid ve madde de salgılanır.
Konvansiyonel tedaviye dirençli, paroksismal ataklar şeklinde ortaya çıkan, hipertansif ensefalopatiye yol açan malign hipertansiyon vakalarında feokromositoma akla gelmelidir. Hipertansiyon feokromositomanın en çok bilinen ve en sık rastlanan semptomu olup paroksismal- epizodik ataklara katekolamin deşarjına bağlı belirtilerle ortaya çıkar. Vakalardaki hipertansiyon değişik özellikler gösterir, % 60’ ında düzenli hipertansiyon varken % 30-40 kadarında ataklar şeklindedir. Ataklar genellikle ani başlar, birkaç dakikadan saatlere kadar sürebilir. Baş ağrısı, terleme, çarpıntı, tremor, anksiyete v.b. semptomlarla birlikte olup bulantı-kusma, karın ve / veya göğüs ağrısı da görülebilir. Atak sırasında flushing veya solukluk da ortaya çıkar, bu sırada kan şekeri yükselir. Ataklar sonrası hasta halsiz, bitkin ve soluktur. Ataklar arasındaki süreler değişik olup, ataklar sıklaştıkça süre kısalır. Feokromositomada hipertansiyon atakları pozisyon değiştirme, ağır egzersiz, yükseğe çıkma, aşırı yemek yeme, defekasyon-miksiyon, tümörün palpasyonu, eter anestezisi, gebelik, cerrahi müdaheleler, stresler ve çeşitli ilaçlar -blokerler, ganglion bloke ediciler, histamin, tirozin, trisiklikb-metildopa, a( antidepressanlar, fenotiyazinler, ACTH, glukagon v.d) gibi çok değişik faktörlerle provoke olabilir. Hipertansiyondan başka feokromositomada rastlanan klinik belirtiler ve sıklıkları Tablo:7’ de görülmektedir.
Feokromositoma çok şüphelenilen ancak tanısı çok seyrek konulabilen bir hastalıktır. Bu açıdan bir çok durum ve hastalıkla karışır. Hiperadrenerjik esansiyel hipertansiyon, anksiyete atakları , hiperventilasyon sendromu, tirotoksikoz, monoaminooksidaz (MAO) inhibitörleri kullanımı, alkol kesilme sendromu, subaraknoid kanama, aşırı kafein alımı, akut intermittant porfiria, kurşun zehirlenmesi bunlardan bir kaçıdır.
Teşhiste başlıca dikkat edilecek noktalar
• Patognomonik klinik tablo; Paroksismal hipertansiyon atağı
• İdrar katekolaminleri ve metabolitlerinin ölçümü (VMA, Metanefrin)
Vakaların yarısında idrar katekolaminleri artmıştır. Bir kısım hastalarda ise ataklar dışında
katekolaminler normal bulunur. Bu durumda ataklar sırasında 2-4 saat idrar toplamak ve ölçüm
yapmak gerekir. Metabolitlerin normalin iki katı artışı feokromositomayı akla getirmelidir.
Metanefrinin sensitivitesi % 80-85, VMA’nınki ise % 65’ tir. Kandaki katekolaminlerin ölçümü
İdrar metabolitleri kadar anlamlı değildir.
• Teşhis için supresyon ve stimulasyon testleri ancak şüpheli durumlarda ve çok dikkatli yapılmalıdır. Supresyon testlerinde (en önemlisi Phentolamin ve Klonidin testleri) kan basıncında tipik düşme olmalıdır. Stimulasyon testi olarak (nadiren uygulanır) Histamin, Tiramin ve Glukagon (sensitivite ve spesifiteleri en yüksek) testleri kullanılır. Son yıllarda kullanıma giren ve özellikle tümörün büyüklüğü konusunda fikir veren Kromogranin A ölçümünün sensitivite ve spesifitesinin yüksek olduğu bildirilmektedir.
• Tümörün lokalizasyonu: Bu amaçla ultrasonografi, adrenal tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme (MRI) fikir verir. Küçük tümör ve metastazlarda MRI avantajlıdır. 1 cm’den küçük tümörlerde ve ektraadrenal tümörlerde metaiyodobenzilguanidin (MIBG) sintigrafisi yapılabilir. Abdominal aortografi ve vena cava superior ve inferiordan venöz kan örneklemesi yapılması günümüzde kullanılmamaktadır.
Tedavi
Tedavide temel olaya sebep olan tümörün çıkarılmasıdır. Ancak operasyondan önce hasta hazırlanmalıdır. Amaç adrenerjik antagonistlerle kan basıncının kontrol altına alınmasıdır. Bu amaçla -adrenerjik etkili ( uzun süreli) fenoksibenzamin kullanılır. 20-40 mg /günlük dozlarla başlanıp tansiyon kontrol altına alınana kadar birkaç günde bir 10-20 antagonist Prazosin (1.5-2.5 mgmg arttırılır) (maksimum doz 200 mg /gün). Blokerler (propanolol gibi ) (başlanıp 20 mg/güne kadar) de verilebilir. -bloker özellikteki labetolol, hem blokerler verilmeden verilmemelidir. Hem blokaj ve calvedilol de kullanılabilir. Metastaz yapmış malign tümörlerde -metilparatirozin ), MIBG veayeterli olmaz. Tirozin- hidroksilaz inhibitörleri ( sitotoksinle tedavi (siklofosfamid, vinkristin, dakarbazin v.d.) hastanın durumuna göre denenebilir.
En az iki haftalık tedavilerle kan basıncı kontrol altına alınan uygun vakalarda operasyona geçilir. Operasyon için hastanın kan basıncı iyi monitörize edilmeli ve yeterli sıvı-kan hazır bulundurulmalıdır. Anestezi indüksiyonu ile 5 mg fentolamin IV yapılarak entübasyonla tümörün manipulasyonu sırasındaki ataklar önlenebilir. Aynı zamanda operasyon sırasında ortaya çıkabilecek acil durumlar için IV nitroprussid , lignokain, IV propanolol hazır bulundurulmalıdır. Tümörün çıkarılması ile gelişecek ani hipotansiyon için sıvı ve kan replasmanı yapılır.

Yorumlar

Aşı takvimi

ASI TAKVIMI (SAGLIK BAKANLIGI)

Normal Aşı Takvimi

2. ayda BCG, Difteri, Boğmaca, Tetanos, (DBT)+Çocuk felci (OPV)
3. ayda DBT+OPV + Hepatit B (HBV)
4. ayda DBT+OPV+Hepatit B
9. ayda Kızamık +Hepatit B
16-24. ayda DBT+OPV

İlkokul 1. Sınıf DT+OPV +BCG +Kızamık
İlkokul 5. Sınıf Tetanos
Lise 1. Sınıf Tetanos

Erişkin Tetanos (yaşam boyu 10 yıl aralarla)
Gebelere ilk izlemde 1 doz, 4 hafta sonra ikinci doz tetanoz aşısı
Gebelikte Tetanos (aşılanma durumuna göre gerekiyorsa 1 doz veya 2 doz)

Aşılanma durumu kesin bilinmeyen çocuklar

7 yaştan küçük
İlk karşılaşma DBT+OPV+HBV+BCG+Kızamık (9 aylıktan büyük ise)

1 ay sonra DBT+OPV+HBV
2 ay sonra DBT+OPV
8 ay sonra DBT+OPV+HBV
4-6 yaş DBT+OPV+Kızamık+BCG

7 yaştan büyük
İlk karşılaşma Tetanoz+HBV+OPV+Kızamık

2 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz
8 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

Yorumlar

Doğum Kontrol

Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmak istemesi en doğal hakkı. Kontrolsüz birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne ve çocuk sağlığını ciddi olarak tehdit eder. Bu nedenle aile planlaması hem anne, hemde çocuk sağlığına zarar vermeyecek uygun doğum kontrol yöntemleriyle yapılmalıdır. Kişi için ideal bir korunma yöntemiyle istenmeyen gebelikler, kişinin sağlığına zarar vermeden tama yakın oranda engellenebilir. Doktorunuzun önerisiyle sizin için en uygun olabilecek yöntemi seçmeli ve benimsemelisiniz. Genel olarak korunma yöntemleri ile ilgili şunlar söylenebilir: “Korunma yöntemi seçimi son derece önemlidir. İstenmeyen gebeliklerle karşılaşmamak için kişiler herzaman kendileri için uygun olan en iyi yöntemi seçmelidir. Kontrol yöntemlerinin başarılı olabilmesi için kullanan kişinin yaşam biçimine ve kişiliğine uygun olmalıdır.

-Kadının yaşı
-Eğitimi
-Cinsel aktivite durumu
-Genel sağlık durumu
-Gelecekteki çocuk isteği ihtimali
-Sosyal statüsü

gibi etkenler, kontrol yönteminin seçiminde rol oynar.”

İdeal Korunma Yöntemleri Nelerdir ?

-Rahim İçi Araç(RİA)
-Doğum Kontrol Hapları
-Doğum Kontrol İğneleri
-Cilt Altı Norplantlar
-Cerrahi Sterlizasyon ( Ameliyatla Kısırlaştırma )
-Erkek Prezervatifi(Kondom)
-Kadın Prezervatifi
-Diyagram

Yorumlar

Ekzimer Lazer LASIK

Ekzimer Lazer ile LASIK ‘ in farkları

Ekzimer Lazer’ de ışın direkt olarak gözün kornea tabakasına yönlendirilir. LASIK’ te ise kornea tabakasında bir kapak açıldıktan sonra ışın kornea tabakasının ortasına yönlendirilir ve kapak kapatılır.

Gözün Kırılma Kusurları Nelerdir ?

Miyopide, gözün ön-arka ekseninin genelde uzun olmasından dolayı uzaktaki cisimlerin görüntülerinin gözün arkasındaki merkez görme noktasına varmadan odaklaşması sonucu ağtabakada net görüntü oluşamaz.

Hipermetropide, gözün ön-arka ekseni kısa olduğundan görüntü merkez görme noktasında bulanık olur, ancak arkasında netleşir.

Astigmatta ise, görüntü merkez görme noktasında eğik / bozuk olarak meydana gelir.

Devamini Okuyunuz »

Yorumlar

Diabetik Retinopati

Prof Dr Jale Menteş

Diabetes Mellitusun en önemli komplikasyonlarından biri olan “Diabetik Retinopati” 20-64 yaş arasındaki kişilerde (yani çalışan nüfustaki), körlük nedenlerinin en başında yer almaktadır. Diabetik retinopati ve komplikasyonları

nedeniyle her yıl körlük oranlarına %12-14 lük bir oran eklenmektedir. Bu oran, ABD için her yıl 8000 yeni körlük olgusu demektir.

Bu rakamlar, gelişmemiş ülkeler için biraz daha düşüktür. Bundan 30 yıl önce, önlenemez ve nispeten tedavi edilemez bir hastalık olarak tanımlanan diabetik retinopati, laser teknolojisindeki gelişmelerin katkısı ile bugün artık, diğer körlük nedenleri gibi olmayıp “önlenebilir ve/veya tedavi edilebilir” bir hastalıktır ve diabetik retinopatiden kaynaklanan görme kayıpları da önlenebilir körlük nedenleri arasındadır.

Devamini Okuyunuz »

Yorumlar
Sayfa 1 / 812345678»